Ana Sayfa / Şiirler / SÜKÛTLAR ŞEHRİ

SÜKÛTLAR ŞEHRİ

 

SÜKÛTLAR ŞEHRİ

Bir yurda uğradım, sükûtlar yurdu,
Yan yana yatıyor kuzusu, kurdu,
Bir an hayat dondu, hem zaman durdu,
Tarihten gelen toz konmuş üstüne,
Zaman ömre düşman, girmiş kastine.

Hakikat meydanı, sessizlik şehri,
Kim ecel şerbeti, kim tatmış zehri,
Kimi susuz kalmış, kim içmiş nehri.
Kim Hakka yönelmiş, kimi dönmüş ters,
Anlayana ibret, alanlara ders!

Kim bilir her mezar ne sırlar gizler,
Kim göçmüş, geride silinmiş izler,
Kimi iz bırakmış, silmez denizler.
İster mülk kazansın, ister şöhret şan,
İnan olmaz imiş mühleti aşan!

Dün bunlar da bizim gibi sağ idi,
Kimi mesut, kimi bağrı dağ idi,
Hayallerde ömür bitmez çağ idi.
Kimse akıl erdiremez bu işe,
Yarınları ederlerdi endişe.

Her birinin farklı hayali vardı,
Kime dünya geniş, kimine dardı,
Kimi Hak yolunda, kimi azardı,
Bırakıp gitmişler saray köşkünü,
Kim ihanetini, kimi aşkını.

Sessiz feryatları deler kulağı,
Akmaz olmuş artık ömür bulağı,
Son menzilleriymiş, mezar durağı.
Dünya kanunudur, gelenler gider.
Gitmekle bitmezmiş, bitmezmiş keder!

Kimi genç yaşında, kimi ihtiyar,
Kimi mutsuz gitmiş, kimi bahtiyar,
Kara toprak olmuş ne canlara yar.
Ecel bükmüş nice güçlü bileği,
Yarıda bırakmış arzu dileği.

Kimi zengin imiş, kimisi fakir,
Kim kimi alçaltmış, görmüştür hakir,
Kim zikir bilmemiş, kimisi şakir.
Mahkeme kurulmuş amele göre,
Kimse yargılanmaz temele göre.

Kiminde tevazu, kiminde kibir,
İyi de kötü de göç etmiş bir bir,
Ya cennet bağına, ya sıkar kabir.
Fani dünyaları olmuştur harap,
Bari ahretini hayreyle ya Rab!

Duvaklı gelinler, güzel gökçekler,
Mezarın üstünü süsler çiçekler,
Altta azık bulmuş kurtlar, böcekler.
Bitmiş kervan yolu, Hakka yürümüş,
Toprak olmuş, gül bedenler çürümüş.

Kimi muallimdi, kimisi alim,
Kimi şefkat dolu, diğeri zalim,
Kimisi çok sertti, kimi mülayim.
Hepsinin zamanla mühleti dolmuş,
Ömür çiçekleri sararmış, solmuş.

Kim sevap kazanmış, kim ise günah,
Kimi dua alır, kimi alır ah,
Ecel seçmez imiş ne sultan ne şah.
Yazık mal mülk diye halkı soyana,
Gafil gönüller gafletten uyana.

Kim gezerdi atta, kimisi yaya,
Kime yeryüzü dar, çıkardı aya,
Sefer etmek ister idi uzaya.
Şimdi kara kabir yurdu yuvası,
Kâbus olmuş meğer pembe rüyası.

Kim asilzadeydi, kim bozuk maya,
Kim var devlet bulmuş ama yok hayâ,
Şimdi muhtaç yatar bir Fatiha’ya.
Çünkü kazanmamış tek bir rahmeti,
Şeytanı yollarda çekmiş zahmeti.

Yatarlar sırayla yok kalbi bütün,
Yananlar yanıyor, çıkmıyor tütün,
Fayda vermez olmuş ne şöhret ne ün.
Tüm zenginlikleri günahla sevap,
Bütün sorulara değil mi cevap?

Sükûtlar şehrinden ibret al gönül,
Ne bülbül senindir, ne çiçek ne gül,
Nasipse dünyalık kefendir ödül,
Gelince sonbahar, dökülür yaprak,
Doymayan gözleri doyurur toprak,

Ahıskalı dizginle azgın nefsini,
Bir gün vereceksin son nefesini,
Nefsin doymaz alsan da hevesini.
Dünya yalan, doğru olsun duruşun,
Ancak Hak yolunda bil kurtuluşun!

 

Mircevat Ahıskalı 

Hakkında rasimefendi

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

AHISKA TÜRKÜSÜ

“Devrilesi Moskof” diye başlayan Bir türkü söylerdi anam eskiden Yanık yanık “of! of!” diye başlayan …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir