Ana Sayfa / Haberler / Dünya / HALKIMIZIN HAK SAVAŞI!

HALKIMIZIN HAK SAVAŞI!

Hatırlıyorum, 21 Mayıs’ta sözde ‘Karabağ Cumhuriyetine’ seçilen Başkanın ant içme töreni gerçekleşmişti. Söz konusu bu seçimlerden sonra Paşinyan ve ekibi güzelim Şuşa şehrinin Cıdır mahalında halay çekerek dünya kamu oynun gözü önünde Azerbaycan halkını küçük düşürmeğe çalıştı. Görüntüleri izlerken yaşadığım psikolojik sarsıntıyı anlatamam. Sözle ifade etmekte zorlansam da o psikolojinin yegane adı vardı “utanç”. Vatan toprağımızın düşman ayakları altında çiğnenmesinden utanıyordum. Başım eğik, kalbimde acı hisler taşımaktaydım. Yurt dışı seferlerimde Ermenilerle karşılaştığımda her defa bu hisler bana acı veriyordu. Lakin dilim lal, gözüm kör durumda kalıyordum. Bunun nedeni kaybeden ülkenin vatandaşı olmaktan öte haklı olduğumuz halde yenilgiyi kabullenmiş durumda olmamızdı. Haksız olduğunuzda kaybetmek doğaldır çünkü vicdanınız sizi rahatsız etmez. Ama haklı iken birde mağlup durumda olmanız manen ve ruhen sizde kalıcı etkiler bırakır. 

Ermenilerin  Azerbaycan topraklarındaki iddiaları “Miatsum” olarak ifade ettikleri “Büyük Ermenistan” hayellerini gerçekleştirmeye yönelik stratejilerinin bir parçasıdır. Aynı zamanda sadece Karabağ’la sınırlı değildir. Hatta Gürcistan, Türkiye ve Nahçıvan da bu pilanın içindedir.

Sovyetlerin dağılma sürecini fırsata çevirerek Ermeniler ananeleri gereği Azerbaycan’a karşı toprak iddialarını seslendirmeğe başladılar. Sovyet yönetiminin baskıcı politikaları üzerimizden kalktığını düşündüğümüz anda kara bulut gibi üzerimize çöktüler. Ermenistan’da yaşayan 250 binden fazla kardeşimizi kendi tarihi topraklarından göç etmeğe mecbur kıldılar. Karabağ’da sivil yerleşim yerlerini yağmaladılar, Hocalı soykırımını gerçekleştirdiler. Yaşlı, çocuk, kadın demeden binlerce insan katlettiler. Nihayetinde bir milyonu aşkın Azerbaycanlı Türk göçmen konumuna düştü ve topraklarımızın  %20’ si  Ermeniler tarafından işgal edildi. Bu vahşetin travması ağır oldu. Yüzlerce insan sağlığını kaybetti.

Savaş nerede olursa olsun, hangi dönemde olursa olsun her dilde vahşettir. Yıllarca biriktirip kurduğun her şeyi bir an içinde kaybettiğin bir kabus gibidir savaş. Biz 90’lı yılların gençleri buna şahit olduk. 27 yıl bu travmayla yaşadık. Mağrur kalmağa, dik durmağa çalışsak ta olmadı. Bu eziklik, bu psikoloji bizi hayatımızın, yaşamımızın her alanında çaresiz bıraktı. Zamanla  Karabağ bizim utanç kaynağımıza dönüştü.

Zor koşullardan geçtik, 30 yıl sabrettik, lakin bu süreçte küresel güçler, uluslararası kuruluşlar oyun içinde oyunlar kurdular. Sözde “Karabağ Sorunu” başlığıyla başlayan müzakereler her defasında neticesiz bırakıldı. Birleşmiş Milletlerin dört önemli kararına rağmen Ermeni işgalçi güçleri topraklarımızı terk etmemekte ısrarcı oldular. Çözüme yönelik Madrid, Astana, Bişkek,  Washington… toplantıları sonuçsuz kaldı. Azerbaycan’a iade edilen toprak olmadı aksine Ermeniler bu süreçte dünya kamuoyunu yanıltarak sahte tezlerle haklı olduklarını savundular.

Lakin bütün bu bekleyişin bir sonu olmalıydı. Biz sabırla beklerken düşman daha da azgınlaşmakta, Karabağ bölgesi dışındaki başta Tovuz olmak üzere diğer bölgelere taciz atışlarıyla bombalar yağdırmaktaydı. Nihayet 27 Eylül’de Azerbaycan’ın başlatmış olduğu vatan topraklarını düşman işgalinden kurtarma savaşımız 44 günde muzaffer Azerbaycan ordusunun kahramanca savaşmasıyla düşmanı dize getirmiş oldu. Bu 44 gün içinde Azerbaycan ordusu deyim yerindeyse bir tarih yazdı. İşgal edilen toprakları kurtarmak için çıktığımız bu yolda kayıplarda verdik. Ermeni işgalcilerin Gence şehrine attıkları kullanılması yasak olan bombalar onlarca sivil insanımızı hayattan kopardı. Askerlerimiz savaş bölgesinde kanlarıyla canlarıyla ölen sivillerimizin, şehitlerimizin intikamını aldı.

Yediden yetmişe kenetlenmiş olan Azerbaycan halkı, Azerbaycan ordusuna destek verdi. Savaşa katılmak için yüzlerce gönüllü gençlerimiz askeri birliklerin kapısını çaldı. Savaşa katkı sağlamak için halk adeta yarış içine girdi. Şahsi çıkarlar unutuldu. Her kes devlet çıkarlarımıza odaklandı. Bu savaş bizi bize tanıttı. Kısacası kim olduğumuzu hatırlattı ve bir birimize sıkıca kenetledi. Etnik mensubiyet, siyasi görüşe bakılmaksızın bize bir maksat uğruna savaşmayı öğretti. Hakkın, adaletin Vandalizm’i def etme, boğma savaşı oldu bu savaş. Kahraman askerlerimizle gururlandık bu savaşta.

Hepsinden önemliyse bu zor günde dostu ve düşmanı daha iyi tanımış olduk. Bu anlamda Türkiye için ayrı bir sayfa açmamız gerekir. Azerbaycan’ın talebi üzerine gerek sahada gerek masada olacağını ve her yönüyle Azerbaycan’ın haklı davasına destek vereceğini açıkladı Türkiye. Ve öylede yaptı. Bu sadece müttefiklik değil, kardeş olmanın gereğini yine göstermiş oldu. “Bir millet iki devlet” ve “Ne mutlu Türküm diyene” şiarının sahadaki yansımalarını fazlasıyla gözlemlemiş oldu dost ve düşmanlarımız.

Yıllardır hayal ettiğimiz günleri yaşıyoruz. Bugün türkülerimize, arzularımıza, şiirlerimize konu olan Şuşa artık gerçek sahibindedir. Düşman işgalinden kurtulmuş özgürlüğünü yaşıyor. Üzeyir Hacıbeyli’nin, Han kızı Natevan’ın, Bülbül’ün kurşunlanmış heykelleri bile 28 yıldır kurtulacağı bu günü bekliyordu. Nihayet o günü gördük. Askerlerimiz tank, dron, top kullanmadan kurtardı Şuşa’yı. Yiğitlerimiz düşmanla göğüs göğse savaşarak medeniyetimizin beşiği olan Şuşa’dan def etti işgalcileri. Hankendi’nde olan “Le Monde” muhabirleri Şuşa’dan getirilen Ermeni yaralıların vücutlarındaki yaralar bıçak ve kurşun yaraları olduğunu yazmaktaydılar. Rus medyası “Vatan, devlet sevgisi olan böyle savaşı gören olmuş mu? Söylemek çok zor” ifadelerini kullanmaktaydılar. Hava koşulları ve yükseklik bakılmaksızın Şuşa’ya çıktılar ve Şuşayı işgalden kurtardılar kahraman askerimiz.

Ordumuz evleri, köy ve kasabaları, şehirleri adım adım düşmandan kurtardıkça Azerbaycan bayrağı tarihi topraklarımızda dalgalanmakta o bölgelerde ezan sesleri yükselmekteydi. İnanıyoruz ki, düşman işgalinden kurtarmış olduğumuz topraklarda, güzelim Karabağ’da inşallah M.E.Resulzade’nin de söylediği gibi “Bir kere yükselen bayrak bir daha inmez!” 17.11.2020

 


Feride MİRİŞOVA
Azerbaycan Milli Bilimler Akademisi Folklor Enstitüsü
Uzman Araştırmacı

Hakkında rasimefendi

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

SÜRGÜNDE GEÇEN ÖMÜR 75+1

Sevgili okuyucum, Bir Kasım ayının 14’ünü daha geride bırakıyoruz. Ahıskalı Türklerin sürgüne gönderildiği 14-15 Kasım …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir